Fotoğraf insana ne yapar?

Şule Tüzül

“Imgenin siradanligi, imgelemce yogun iki durum arasindaki akisi vermek yerine,bir ani dondurmasindandir.”

                                                                            John Berger – Görme Biçimleri

Kadın”¦

Bir yaziya “kadin” sözcügü ile baslamanin nedeni ve tabii bunu yapmanin en güzel yani, söyleyeceklerinizi dikkatle dinlemesini arzuladiginiz okuyucuyu ilk anda yakalayabilmesidir. Iyi ama, sonrasi”¦?
Iyi bir okuyucu gibi, iyi bir fotograf izleyicisi de bu tür oyunlara gelmez. Iyi bir fotograf izleyicisi, fotografa en az fotografçi kadar zaman ve emek harcayan biridir, ki zamani degerlidir, emek ve zaman verecegi fotografi seçerken, kendini kolayca yakalayan fotograflara bu nedenle temkinli yaklasir. Çünkü onun fotografla olan iletisimi, fotografa baktigi anda baslayip bitmez, fotografla karsilasma ani bir baslangiçtir, kimi zaman bir ömür boyu sürebilecek olan bir etkilesimin baslangici. Hem zaten bir insanin hayatinda kaç fotograf ilk bakista yakaladigi heyecani sürdürebilir ki?..
Iyi bir izleyici oldugumu iddia edemem, ancak iyi bir izleyicinin de zaten böyle bir iddiasi oldugunu düsünmüyorum. Bu yazinin konusu ise, ne iyi bir izleyiciyi ne de fotografi sorgulamak, fotografin bir izleyiciye neler yapabilecegine dair biraz sohbet etmek belki.
Fotograf çeken bir cep telefonuna sahip olmakla herkesin fotograf çekebilecegi varsayimindan hareketle, fotograf çekmenin ve fotografçi olmanin artik çok kolay oldugunu düsünenlerden degilim. Aksine, dünyadaki tüketim çilginliginin her alanda yarattigi kirliligin, büyük çogunluguna fotograf diyemeyecegimiz milyonlarca kareden olusan bir görsel çöplük için de geçerli oldugunu söyleyebiliriz. Bu çöplükten siyrilabilecek kareleri yaratacak yasamlarin varoldugu gerçegi, bu kareleri farkedebilecek kaliteli izleyicilerin varolmasi gerektigi gerçegini de beraberinde getiriyor.
Kadin ve bedeninin, insani ve toplumsal tüm kimliklerinden soyutlanip, bir nesneye dönüstürüldügü, böylece kolayca ve en kisa yoldan popülizmin göz kamastiran koridorlarina fotografçiyi buyur ettigi kareler ve bu karelerin izleyicileri her zaman varolacak, olabilir, bence olmalidir da. Bu durumu elestirmek ve reddetmek kimseye bir fayda saglamaz. Ama sunu diyebiliriz; bazi fotografçilar ve izleyiciler de vardir ki, popülizmin çabucak geldigi gibi çabucak gidiveren bu hazzi ile yetinemezler. Onlar hep daha fazlasini arayacaktir. Üstelik onlar bilirler ki, hiçbir arayis kolay degildir, aci ve sancilari kaçinilmaz olan bir yoldur bu. Aradiklarini sandiklari sey hep bir sonraki duraktadir, her durakta bunu farkederler, yine de aramaktan vazgeçmezler.
Fotografi bir kadin bedenine indirgemek istemiyorum. Fotografa konu olan nesne ve kavramlar ne olursa olsun, söylediklerim fotografa dair genel bakisimi yansitmaktadir. Ama bence iyi bir giristi ve madem basladik sürdürmenin sakincasini da görmüyorum, sizi popülizmin tuzagina düsürdügümü düsünüyorsaniz, siz bilirsiniz, devam edip etmemek size kalmis.
Bir kadin bedeni, her ayrintisinda bir hikayeyi barindirabilir; yillar öncesinden kalan bir dokunusun ürpertisi, bakmakla görülmeyen ama yillarca süren bir iliskinin aci ve tatli anilari, damlayan bir gözyasinin hiç kaybolmayan nemi, kimi zaman bir isyan, kimi zaman koyu bir nefret”¦ ve her zaman varolan bir ask”¦ Ya da töre cinayetleri, tabular, ahlak kurallarinin ardina gizlenen ikiyüzlülüklere dair birkaç cümle bile bulabilirsiniz bir bedenin kivrimlarinda.
Fotograf tüm bunlari içine alabilen bir mucizedir; fotogafçinin isikla ustaca oynadigi bir oyunun yasam sahnesinden koparip aldigi mucizevi bir soyutlama”¦
Benim için fotografçi, hazzi siradisiligin dikenli ve bataklik dolu yollarinda arar, sundugu yaratimlarin begenilmesi ile yetinemez. Anlatma ve anlasilma beklentisi yoktur. Fotografçinin duyarliligi, yasamin onun ruhunda ve yüreginde açtigi yaralarin, biriktirdigi duygu ve düsüncelerin tasiyamayacagi kadar çok olmasina neden olur. Fotograf bu açidan bakildiginda paylasimin çok ötesine geçer, bir çesit itiraf, iç dökme, çogu zaman bir kusma biçimidir. Fotografçi imgeleri dondurmakla kalmaz, bir karenin içine tüm çiplakligi ile kendini koyar.
Fotografçi kimligini seçen kisi, buna paralel olarak ikinci bir tercihe daha zorlanir: ya popülizmin kisa vadeli dönüsleri ile yetinerek siradanliga yakin durmak zorunda kalacak, ya da hiçbir sey beklemeden fotografi yasam biçimi yaparak yasamini ve kendini fotografa koyma cesaretini gösterecek. Bu fotografla soluk alip vermek demektir, ki insan çogu zaman soluksuz kalabilme ihtimalini de gözardi etmemelidir.
Bu noktada artik yönümüzü fotograf izleyicilerine çevirelim. Insani, çevresi ile etkilesimi zenginlestirir ya da yoksullastirir diye düsünüyorum. Fotografla olan iletisimimiz de benzer bir süreç izleyecektir. Izleyici de, fotografçi gibi, imgelerden olusan bir kareye baktiginda, dogal bir tercihe zorlanir; bakar, begenir ya da begenmez, tam da o noktada süreç tamamlanir, yoluna devam eder. Ya da bakar, bu bakis bir baslangiçtir, fotografin söylediklerine kulak verir, en azindan dinlemek için muhakkak bir çaba gösterir. Iste o anda, fotografin söylemi izleyicinin soru ve cevaplari ile örtüsüyorsa, noktasi olmayan bir iletisimin içine girilmistir. Izleyici, fotografçinin tüm söylediklerini duyar, bazen daha fazlasini”¦ Fotografçinin söyledigi ile izleyicinin anladigi farkli olabilir, bu önemli degildir. Önemli olan, her ikisinin de bir karenin içinde farkli sekilde bile olsa, kendilerini bulmus olmalaridir. Fotograf izleyiciye cevap verir, yeni sorular sordurur, degistirir, dönüstürür, sarsar ya da dinginlestirir. Fotograf bazen bir tokattir, bazen yanaginiza dokunan belli belirsiz bir oksayis… Bazen bir masaldir, bazen bir çiglik”¦ Izleyicinin tüm bunlari fotografta bulabilmesi için, fotografla yüzlesebilmesi gerekir. Fotografla yüzlesmek yasamla yüzlesmekten farksizdir, çünkü izleyici yasamda neyi görmek istiyorsa, fotografta da onu görür, çünkü gerçegin ne kadarina katlanabiliyorsak o kadarini yasariz. Çünkü fotograf diriltebilir, öldürebilir, utandirabilir”¦
Bir fotograftaki bir kadin bedenine baktigimda, eger kendimi o fotografta bulabiliyorsam, fotografçi fotografi ile bir bedeni giydirmis derim. Bu durumda, fotografta gördügüm imge, bir bedenden ibaret degildir, o bedenin hikayesini anlatir. Isigin düstügü her nokta, hikayenin bir cümlesi gibi izleyiciye seslenir. Sasirtici olan, bir bedenin bir hikayeyle giyinebilmesi degildir. Sasirtici olan, izleyicinin geçmis anilarinin, düsünce ve duygularinin, bazen kendine bile itiraf edemedigi aci ve düs kirikliklarinin bir fotografta karsisina çikabilmesidir. Izleyici kitap okurken yaptigi gibi bazi cümlelerin altini çizer. O fotograf, altini çizdigi cümlelerle hafizasindaki yasam karelerinin arasinda yerini alir.
Ruhumuzdan ve yüregimizden bagimsiz geçen herhangi bir an, yasanmamis bir ansa, bir fotografa baktigimizda yasamla karsilasma sorumlulugunu, o fotografla birlikte paylasiriz.
Fotograf insana ne yapar? Insan istemedigi sürece, fotograf insana hiçbir sey yapmaz, siradan bir imge olmanin ötesine geçemez! Öyleyse isteyin, pisman olmayacaksiniz!…

Not: Bu yazı sevgili arkadaşım Şule Tüzül tarafından benim fotoğraflarımdan etkilenerek yazılmıştır. Güzel anlatımı ve harika yüreği için kendisine teşekkür ederim.


One thought on “Fotoğraf insana ne yapar?